Bana artık öyle geliyor ki dünya ekonomik sisteminin geldiği şu noktada: Tüm devletlerin hazinelerindeki paraların, altınların, mal ve mülklerinin; tüm zenginlerin bankalardaki paralarının, altınlarının, mal mülklerinin, arazilerinin; tüm büyük ve küçük yatırımcıların gerçek birikimlerinin ötesinde fiziki karşılığı olmayan sanal paralarının, altınlarının, gümüşlerinin, hisse senetlerinin vs…. parasal karşılığı olan miktarının yer küre denilen dünyanın güncel mali değerini aşıp geçtiğini düşünüyorum. Yani bir oturup dünyayı paylaşmaya kalksalar mecburen 3. Dünya savaşı çıkar.
Sonuç olarak: İktisat, ekonomi denen bilimlerin reel gerçekliklerinin kalmadığını düşünüyorum açıkçası.
Böyle bir ortamda ne yaşlı komünistlere, sosyalistlere ne laiklikten başka bir şey bilmeyen onu da layıkıyla yapmak gibi bir düşünceleri olmayan sözde dengeli burjuva düzeni savunucusu sosyal demokratlara vs. de hiçbir şey demiyorum. Her biri bir putperest bence.
Benim sözüm geleceği tamamen belirsiz gençlere, açlık sınırın çok çok altında geliri olan emeklilere, asgari ücretlilere, işçilere ve memurlara…. Kurye ordusuna… Kasiyer kızlara… Kendilerine müdür sıfatı verilmiş, işçilerinden 25 bin TL fazla maaş almayı büyük bir kazanım gören özel sektör yöneticilerine… Ve hatta namusuyla çalışan belediye başkanlarına, milletvekillerine… Hiçbirinin kazancı ülkede dönen haksız kazancın kırkta bir zekatının bile yüzde biri etmeyenlere…
Bir zenginin bir şişe parfümünü almaya bir aylık maaşı yetmeyenlere; bir zenginin bir akşam da karıya, kıza, kumara harcadığı parayı beş yıl asgari ücretle çalışsa alamayan emekçilere; bir milletvekilinin veya bürokratın koluna taktığı saatin çakmasını bile emekli ikramiyesi ile bile alamayan insanlara; benim sözüm değil yüz, iki yüz sene yaşasa da eline geçen paraların toplamı, senede bir ay kalıp kalmayacağı belli dahi olmayan bir villaya 30-40 milyon lira para verebilen, devletini çok seven, çok milliyetçi, çok dini bütün, bayrak aşkı tavan yapmış, Mekke’nin yollarında kalan hırsızlarla aynı partilere oy verenlere…
İnsanları yüz yıldır, hatta yüz yıllardır inim inim sömüren zenginlerin; hele de sömürmese de son yarım yüz yıldır sömüreceğini günü bekleyen küçük burjuvaların düzenini alaşağı edecek bir bilince eremedikçe ne hak ne hukuk ne adaletin geleceği günleri göremeyiz.
Hele de bin yıllardır “semavi” denen sözde tek tanrıcı, gerçekte ise nüfusları kadar tanrı türleri olan tüm inançlarda; güçlülerin elinde bir sömürü aracı haline gelmiş bir inanışla karşı karşıyayız. Bizim dinimizde de üretimde hiçbir emeği olmayan sadece üretilen ürünü üretenlerden alıp dükkanında oturup gelen müşteriye satanların mesleğinin peygamber mesleği ve sevap alınacak sünnet olarak belletildiği bir inanışta sömürü sistemi gerçeğini anlatmak, insanlara belletmek ve her insanın tanrının eşit kulu olduğu ve dünya hayatı denen kısa sürede her insanın özgür bir hayat yaşama hakkı olduğunu insanlara anlatmak çok zor olsa da; “ben bir insanım” diyen ve bu fani dünyada yaşamı boyunca üzerine düşen görevi yerine getirmek isteyen herkesin yapması gereken en asil duruştur.