BELKİ BİRAZ DA ANAMIN DUALARI
Belgesel meraklısıyım; genelde sosyal, siyasal, kültürel belgesellerden neredeyse her gün bir tane, arada bir de doğa, canlılar alemi belgeselleri izlerim.
Youtube’ a bu akşam “1 Mayıs mahallesi” yazdım. Karşıma 24 dakikalık bir video çıktı. Bir gece kondu mahallesi halkının devrimcilerle beraber, gecekondularını yıkmaya gelen kolluk güçlerine karşı gösterdiği direnişi birebir olay anı görüntüleriyle yayınlamışlar.
Videonun başında, ülkenin birçok yerinde sıkıyönetim olan o günlerdeki dergi başlıkları dikkatimi çekti. Genel olarak hepsi “yıkılacak bu düzen” minvalinde başlıklar atmış (manşetleri tam olarak yazamıyorum bugünki demokrasimizde suç sayılabileceğinden). Bırakın politize örgütlü kimselere ulaştırılmasını sıradan halktan insanlara kadar bu dergiler köy yayla denmez her yere ulaştırılırmış. En önde köylü kadınlar ellerinde sopalarla yaşam haklarını savunurlarmış.
Sonra 12 Eylül’ü düşündüm. Ülkenin her karışının üstünde postal yürütülen, tank yürütülen, ülkemizin gördüğü en acımasız ihtilali… Böylesi bir darbenin hemen ertesinde ajitasyondan uzak ılımlı da olsa özgürlük, barış şarkılarını söyleme cesareti gösteren Livaneli’yi, ardından “Baş kaldırıyorum” diye isyan eden Ahmet Kaya’yı, “Dağlara gel dağlara” diyen Grup Yorum’u, “Benim meskenim dağlardır” diyen Ferhat Tunç’u veya yine o yıllarda “Selamsız bandosu”, “Kibar Feyzo”, “Zübük” gibi onlarca eleştirel filmler çeken Yeşilçam’ı ; Ferhan Şensoy, Levent Kırca tiyatrolarını, Gırgır dergisini ve o karanlık seksenli yıllarda sivil demokrasiye geçilse de iktidarı askerin belirlediği yılları…
Sonra bir reels videosu düştü önüme. Video da sokakta hızlı bir şekilde yürüyerek giden bir adama sokak röportajcısı “kim cumhurbaşkanı olsun sizce” diye soru yöneltiyor. Adam cevap vermek istemiyor, yürümeye devam diyor. Röportajcı ısrar ediyor, peşinden gidiyor ve ona Erdoğan’dan başlayarak seçenekler sunuyor. Adam dayanamıyor ve patlıyor “Başlatma beni Erdoğan’ına ya, o benim cumhurbaşkanım değil” diyor ve ilerliyor.
Bu reels videosundan az önce izlediğim 12 Eylül öncesi çekilen ve bana 12 Eylül sonrası yılları da hatırlatan ve düşündüren video bana bu yazıyı yazdırdı.
“Bu düzen yıkılacak, baş kaldırıyorum, dağlara gel dağlara” gibi sözler sarf etmeyen sadece “o benim cumhurbaşkanım değil” diyen kişinin akıbetini mi düşünüp dert edeyim; yoksa sadece bu izlediklerimden edindiğim duygu ve düşüncelerimi ifade ettiğim bu yazımdan sonra acaba paylaşsam mı paylaşmasam mı, yarın başıma bir şey gelir diye mi düşüneyim.
“İleri demokrasi” miz gerçekten ileri mi gitti yoksa tam tersi bir yol alıp sıkıyönetimlerle, olağan üstü hallerle, postal altında geçen yıllardan daha mı geri gitti diye bir düşünelim.
(Dip not: Benim yıllardır yazıp ürettiklerimden hareketle, “o kadar da değil, sen de neler neler yazıyorsun” diyenler olabilir. Bunun ilk nedeni benim siyasette, medyada ve sosyal medyada tanınan bir kişi olmamam, söylediklerimin geniş kitlelere ulaşma şansının olmaması, bu bir; bir de bunun yanında kendilerini muhalif sayan sözde solcu, özde ise tarikat tipi burjuva yapılarından dolayı hiç birine asla yaklaşma ihtimalim olmayan örgütleri de en az iktidar kadar eleştirmemdir. Artı biraz da, belki de daha çok anamın duaları)