Cumhuriyet saf ve tertemiz duygularla Kurtuluş savaşı sonrası kuruldu. Karşısında iki dünya düzeni gördü; biri kapitalizm, diğeri sosyalizm. Tercihi kapitalizm olsa da (ülkenin sosyo-ekonomik yapısından ve siyasi ilişkilerinden ötürü) sosyalizm deneyiminden de birçok örnekler alarak yeni bir devlet kurmaya çalıştı.
Devlet fabrikalarının yapılanma şekli, köy enstitüleri, kurumsal yapılanma şekli gibi birçok örnek, yanında yer aldığımız kapitalist sistemi kısa bir zaman sonra rahatsız etti.
Tüm dünyayı ırkçılık üzerinden bölüp birbirine düşman edip kendine sömürge eden ABD daha 40’ların sonlarına doğru askeri sicili de bozuk olduğu halde ırkçı Alparslan Türkeş’i Pentagon’da eğitime aldı. Menderes’in hüküm sürdüğü ellili yıllarda da Türkeş’in ABD seferleri devam etti. Ardından ABD ile ilişkileri sarsılan Menderes hükümeti Türkeş’in darbe metniyle son buldu.
60’lı yılların sonlarına doğru tüm dünyada yükselen devrimci gençlik hareketlerini sosyalizme geçme tehlikesi olarak gören ABD MHP’yi kurdurdu. 70’li yılların sol dalgasında %3-5 civarında oylar aldığı halde milliyetçi cephe hükümetlerinde en önemli bakanlıkları almayı başardı. Sadece bunu başarmadı ülkeyi de kan gölüne çevirdi. Bireysel cinayetlerden (sağ-sol her iki tarafta işlemiştir) toplu cinayetlere kadar (hepsi MHP menşelidir) her türlü katliamla beraber adı anıldı. Bu süreçte sadece sol kesimle değil dinci kesimle de çatıştı. Kendi tabanında çok saf ve temiz vatansever gençler olsa özellikle şehirlerde dinle pek alakası olmayan, yiyen, içen, nara atıp, kurşun sıkan, serseri kılıklı, mafya özentili serdengeçti tipler çoktu.
Ve 12 Eylül geldi. Ardından Özal. Özalcıgillerin ağızlarından düşürmedikleri söz “Türk-İslam Sentezi” ydi. Çünkü hala SSCB vardı ve 12 Eylül öncesi sol dalga tekrar canlanabilirdi. Bunun için ırkçılarla dincilerin de birlik olması gerekirdi. İşte bunun adıydı “Türk-İslam sentezi.” Ama bu da yetmeyebilirdi, solun iki yakasını bir daha asla bir araya getirememesini sağlayacak en önemli adım PKK’nin kuruluşu ile sağlanmıştı 12 Eylül’den iki üç yıl önce. Böylece sol da kendi içinde Türk solu, Kürt solu şeklinde temel felsefesine tamamen aykırı bir şekilde saçma sapan ırkçı bir söylemle ikiye bölünmüş oldu.
Böyle bir tablo içinde Türkiye’nin sola kayma ihtimali sıfırlandı. ABD ve yerli maşaları rahat bir nefes aldı. Sonrasında oluşturulan siyasal ortamda bu kinden, düşmanlıktan ve savaştan hem maddi hem de siyasi büyük rantlar devşirdiler on yıllarca. Neredeyse bütün iktidarlar bu çelişki üzerine, Türk ve Kürt gençleri kanları üzerinden kuruldu.
Ve sonunda Türkçü ve İslamcı kesimler birleşip başkanlık sistemine geçerek ABD’nin elli yıllık hayalini gerçekleştirdiler.
Ordu, yargı ve emniyet tamamen ele geçirildikten sonrası zaten kolaydı. Yapılması gereken müfredat değişiklikleriyle çocuklarımızı ellerimizden alıp mankurtlaştırmaktı.
Şimdiki moda bu ve ben bunu çok büyük bir endişe ile çok net gözlemliyorum. Öz benliğini, hafızasını, atasını, dedesini unutmuş, onların yaşam koşullarından, üretim ilişkilerinden, değer yargılarından tamamen bihaber; sadece onlara anlatılan asılsız, astarsız, uydurulmuş hamaset nutuklarıyla, mehter marşlarıyla, Osmanlı logosuyla, kurt kafasıyla, “Aldırma Gönül” türküsünden çalıntı “Kabe’de hacılar” isimli sözde ilahisiyle kandırılan gençlerimize, çocuklarımıza bu semboller ve klişe söylemler üzerinden her emre itaat eden temelsiz bir kültür empoze ediliyor.
Geçmişe de dönüp bakınca; şu an ki Bahçeli, Öcalan yakınlaşmasını da elli yıllık gizli ortaklığın taraflarının ortak kararıyla, döktükleri bunca genç kanına aldırış etmeden açığa çıkması olarak yorumluyorum. İşin özü şu ki çok fena kandırıldık.
Bu devlet çok saf, tertemiz duygularla ve vatan-millet sevgisiyle kuruldu fakat ne vatan ne millet kavramı olmayan sadece bunları kullanarak bu vatanı ve milleti sömürmeye çalışanlar tarafından bu hallere getirildi.