APO’DAN ATA ve BARIŞ

Bülent Hakan ALTUNCU

Hastanemize özellikle Iğdır’dan, Patnos’tan ve Doğubeyazıt’tan çok fazla hasta gelir.

Barış süreci başladığı günlerde, gelen hastalara bu süreçle ilgili ne düşünüyorsunuz diye soruyordum. İstisnasız hepsi çok memnun olduklarını belirtiyorlardı. Her iki tarafında çok acı çektiklerini artık bunların son buluyor olmasını büyük bir ümit ve istençle dile getiriyorlardı. İçlerinden Bahçeli’ye, Erdoğan’a dua edenlerde oluyordu.

Bense bir tarafta Apo diğer tarafta Bahçeli’nin olduğu bir sürecin sonunda barış olacağına ihtimal vermiyordum. Ve hatta şunu düşünmüştüm: Bir önceki barış süreci, Kürt yönetmenlerin filmleri ve belgeselleri, Kürt düşünürlerin medyada yer alması ile başlamış, bir anda Kürtlerin katliamıyla son bulmuş ve hemen ardından seçim yapılmış ve Kürt düşmanlığı üzerinden bir seçim kazanılmıştı. İnşallah şimdiki barış süreci de bir Kürt katliamı ve ardından bir genel seçimle son bulmaz diye düşünmüş; inşallah bu şekilde sonlanmaz ve bu saf insanların umutları yıkılmaz diye içimden geçirmiştim.

Şimdiki barış süreci de hayatta hiç görmediğim PKK’lı ve Apocu/PKK’lı ama Apo düşmanı eski PKK’lilerin videolarının youtube’ye düşmesiyle başladı. Önüme geldikçe izledim yalan yok. Hatta barış sürecinin serbestliğinden cesaret alarak barışa dair objektif ve duygulu yazılar kaleme almaya da başladım. Ne var ki gidişattan anladığım süreç gene bir katliamına, belki de sonrasında yine Kürt düşmanlığı üzerinden kazanılacak bir seçime doğru ilerliyor.

Öldürülmüş bir Kürt kadın savaşçısının cesedinin “Allahuekbar” bağırışları ve sevinç çığlıkları eşliğinde üçüncü katta aşağı atılışı on gündür aklımdan gitmiyor. Yere düşerken arkadan bağlı saçları dalgalanıyor ve bir çuval gibi yerdeki molozların üzerine yığılıyor.

Hiçbir din öldürmeyi emretmez, hatta hepsi tam tersi “öldürmeyin” diye emreder. Hadi sizin canınıza kast eden biri var ve siz onu öldürmek zorunda kaldınız hayatınızı kurtarmak için, öldürdükten sonra cesedine eziyet etmek de nedir, üstelik sizi de onu da yaratan Allah’ın adını haykırarak. Allah’ın yarattığı en vahşi hayvanlar bile avlarını öldürdükten sonra yemeden önce cesetlerine ayrıca eziyet etmezler. Bu nasıl bir haydutluktur.

Eğer bu bir dinse ben o dinden değilim, eğer bu caniler Müslümansa ben Müslüman değilim, eğer bu canilerin katliamlarına sevinen insanlarımız varsa ben o insanlarla yurttaş da değilim, eğer bu canilere destek olan bir devletimiz varsa, ben o devleti sonuna kadar eleştirir, onu bu Arap kültürü olan cani sevicilerin elinden kurtarıp, bu toprakların kadim sevgi ve barış kültürünü özümsemiş ve bunu savunan insanların eline geçmesi için elimden gelen her şeyi yaparım.

On-on beş gün önce izlediğim, öldürüldükten sonra cesedi üçüncü kattan aşağı “Allahuekber” diye seslendirilen vahşi bağırışlarla atılan kadının kızım olduğunu düşünmüş ve etkisinden hala kurtulamamıştım.

Bugün yine Iğdır’dan gelen bir hasta yakınıyla konuştum. Ne var ne yok oralarda diye sordum. Sorma abi çok karışık dedi, çok büyük gerilim var dedi. Niye, dedim. Suriye’den dolayı dedi ve ekledi: Abi PKK’sı da DAİŞ’i de, hepsi de yerin dibine batsın, hiç biri umurumda değil inan ki, yeter artık çocuklar ölmesin.

Yazımı barışın ne kadar kolay olduğunu özetleyen bir anımla bitirmek istiyorum. Bir gün Patnos’ta bir dere kenarına Van Erciş Devlet hastanesi doktorları olarak pikniğe gittik. Gittik ki karşımızdaki yamaçta APO yazıyor. Ergen yaştaki gençler taşları birbirleriyle birleştirip APO yazmışlar ve başında bekliyorlar. Sofra hazırlanırken ben yakın köylere fotoğraf çekmeye gittim. Döndüğümde yazı ATA olmuştu ve o gençler ortalıkta yoktu. Biz yemek yerken o gençler tekrar karşı yamaca toplandı, önce taşları tekmeledi, sonra da yazıyı tekrar APO’ya çevirdiler. Baktık ortalık gerilecek toparlanıp gidelim dedik. Bizimkiler toparlanırken baktım ki arkamızda hepsi 13-18 yaş aralığında ve hepsi erkek bir grup genç saz çalıp türküler söylüyordu, tabi Kürtçe. Yanlarına gittim, sazı alıp bende Türkçe türküler söyledim. Keyifle dinlediler. Arkadaşlarımın yanına döndüğümde herkes şok içinde “Ne söyledin o gençlere” dediler bana, bende hiçbir şey söylemediğimi sadece türkü söylediğimi söyledim. “Ama o APO yazan gençler senin yanına geldi sonra oradan ayrılıp tekrar karşı yamaca geldi ve APO’yu değiştirip ATA yazdılar” dediler. Ben de şok oldum ve şunu düşündüm:

Demek ki insanlarımız ortak acılarımızda, sevinçlerimizde, türkülerin sıcaklığı, dostluğu ve samimiyetinde buluşunca savaşların bir anlamı kalmıyor. Bütün kinler, düşmanlıklar bir anda yok olabiliyor. Bahçeli'ye bile dua eder olabiliyor Kürtler.

İşte biz bunu başaramıyoruz. Topraklarımızı sömüren egemen güçler bizi sürekli birbirimize karşı kışkırtıyor, savaştırıyor, onlara karşı birleşip topraklarımıza vatanımıza sahip çıkmamamız için ve maalesef bunu her seferinde başarıyorlar.

(Fotoğraflar, o gün etraf köyleri gezerken çektiğim karelerden)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.