ANADİL VE KARDEŞLİK

Bülent Hakan ALTUNCU

ANADİL VE KARDEŞLİK

İnsanların en sıcak buluşmalarını gördüğüm anlar: Anadillerinin üzerine başka bir dil öğrenmiş, günlük hayatlarında yeni dillerini konuşan insanların; anadillerini konuşan insanlarla buluştukları anlar olmuştur her zaman.

Bunu Trabzon’da anadilleri Rumca olan insanlarla Uzungöl’ün bir mezrasında bir arada oturduğumuz bir akşam, gece 12 den sonra gördüm en son. O vakte kadar Türkçe konuştuk, gece yarısından sonra anadillerine döndüler. Yüzlerindeki mimiklerin, beden hareketlerinin, keyiflerinin kat be kat arttığını, kendilerini ne kadar daha rahat anlattıklarını gördüm. Konular ardı sıra birbirini açıp muhabbetleri sonu gelmeyecek bir zaman tünelinde ışık hızıyla ilerliyordu. Dillerinden hiç anlamasam da, jest ve mimiklerinin zenginliğinden konuştuklarının yarısını anlar gibiydim.

Ben bu durumu Tunceli’de Zazaca, Rize Pazar’da Lazca, Diyarbakır’da Kurmançi, Artvin Maçahel’de Gürcüce konuşan insanların buluşmalarında da gördüm.

Tabi ki devletin yaygın ve egemen dili Türkçeyi öğrenmek zorundaydılar. Hatta bugün geldiğimiz çağda İngilizceyi de öğrenmek zorundalar. Fakat ne var ki dilleri aşağılanmasaydı, hor görülmeseydi, yaşatılmaya çalışılsaydı…. Ne olurdu? Bunca ortak değerlerimize, kültürümüze, geleneklerimize, türkülerimize rağmen bölünür müydük?

Ben Trabzon Çaykara’nın yüksek köylerinde de, Hakkari’de de, Tunceli’de de insanların Türkçe bilmeyi, kendilerini Türkçe bilmeyen çevrelerine karşı daha eğitimli üst sınıf bir insan ve övünülecek bir durum olarak algıladıklarına çok kere şahit oldum. Hatta bir keresinde Trabzon'un Karaçam köyünde bir ilkokulun dağılış saatinde çocuklarla konuştuğumda, Türkçeyi okula başlamadan önce öğrendiğini söyleyen bir kız çocuğunun yanındaki kız arkadaşını onu aşağılar bir tavırla “Bu okula başladıktan sonra öğrendi Türkçe’yi” dediğini kulaklarımla işittim, gözlerimle gördüm.

Senin resmi dilin belli, eğitim dilin belli; neydi bu insanların anadillerinden bu kadar korkman ve hala daha korkuyor olman…

Keşke tüm insanlık tek bir dil anadille dünyaya gelse. Beynin kelime kodları aynı sözcüklerle oluşturulsa, mantık bağlantıları aynı ağlarla kurulsa… Herkse derdini meramını o bahsettiğim Uzungöl mezrası gecesindeki gibi beynindeki düşünceleri, kalplerindeki duyguları tanrının bedenlerine verdiği tüm yetenekleri kullanarak anlatabilse…

Ne olurdu? Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Rum’u, Gürcü’sü, Çerkez’i, Arap’ı, Süryani’si, Ermeni’si kardeş olsa, dillerini konuşsa. Bu da yetmezmiş gibi bizi bir de inançlar üzerinden böldüler. Dilleri yok saydıkları gibi inançları da yok saydılar. Bu muydu: Laik, demokratik, hukuk devleti!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.