ONLAR DA BİLİYOR BİZ DE
Birbirimizi hiç kandırmayalım; küresel tüccar oligarşisinin egemen olduğu bu düzende, bizim alın terimiz olan fındık onların masalarında sadece bir çerezden ibaret. Bu sömürü çarkı böyle döndükçe de kaymağı yiyenler hep aynı kalacak gibi.
Karadeniz'in fındık üreten şehirlerine şöyle bir baktığınızda, esnaf tabelalarının neredeyse yarısının fındık alım-satımı üzerine olduğunu görürsünüz. Üreticinin dalından kopan fındığın serüveni, önce esnaf kılıklı bu yerel aracıları, ardından da onların küresel ağababalarını doyurmaya yarayan bir sisteme hapsolmuş durumdadır.
Oysa fındığın bu topraklardaki hikayesi bir hayatta kalma ve onur mücadelesidir. Yaban domuzlarının bile yürümekte zorlandığı, eğimin zirve yaptığı o sarp coğrafyada fındık; atalarımızın devlete yük olmamak için sarıldığı son çareydi.
Bu coğrafyanın insanı, onuruyla yaşamak için kayaların üzerine toprak taşıyarak insanüstü bir çabayla üretim yaptı. Bütün mücadeleleri karınlarını doyurmak ve çocuklarına kendi çektikleri çileleri yaşatmamaktı.
Bugün geldiğimiz noktada tablo açıkça ortadadır ve malumun ilanıdır: Üreticiyi anayasal olarak korumakla yükümlü olan devletin ve yetkililerin bu durum karşısında yaptığı şey koca bir hiçtir. Meydanda duyduğumuz cılız sesler ise üreticinin derdinden ziyade, birilerinin yalnızca kendi ikballerini sağlama alma çabalarıdır.
Velhasıl üretici yalnız ve çaresizdir. Zafer ise yine sömürücü yarasalarındır.
(Adnan YILDIZ)