Boztepe’ye Çıkan İlk Artist

Adnan YILDIZ

 

Boztepe’ye Çıkan İlk Artist

Filmlerin, çekildikleri yerlerin tanıtımında önemli bir yeri vardır. Bu yüzden herhangi bir yerde bir film çekiliyorsa önce yetkililer devreye girer, sonra halk, film ekibine her türlü kolaylık sağlanır. Hatta tanıtım uğruna, James Bond serisinin "Skyfall" filminin çekimlerinde olduğu gibi Kapalı Çarşı’nın damlarında dahi motorlarla her türlü fanteziye izin verilir. Önemli olan tanınmaktır. Hele bu filmler küçük şehirlerde çekiliyorsa varın gerisini hesaplayın. Yetkililer devreye girer, bütün mekanlar filmcilere görücüye çıkarılır. Ama bunca emeğin karşılığı ise bazen bir iki saniyelik görüntüler de olabilir. O zamanda, “yahu adamlar kaç gün çektiler, hepsi bu mu diye?” dövünülür. Olsun yine de öyle ya da böyle tanınmak iyidir!

1968 yılı Temmuz ayında, Ordu’da da bu uğurda çok çaba harcanmıştı. “Dost Film”in 20 kişilik ekibi, “Çıldırtan LSD” ve “Altın Mezar” adlı filmlerin çekimleri için Ordu’ya gelmişlerdi. Filmlerin yönetmeni Mümtaz Alpaslan, prodüksiyon amiri Kenan Şensoy, oyuncuları ise Sibel Göksel, Aynur Akarsu, Abdullah Ferah ve hemşerimiz Orhan Şensoy’du.

Film ekibi, Ordu’da başta Vali Orhan Mirkelam ve basın olmak üzere yoğun ilgiyle karşılanmışlardı. Senaryoda fındık konusu da yer almaktaydı. (Biz bu filmleri izleyemediğimizden bilemiyoruz ama acaba fındık konusu nasıl yer almıştı? Merak etmiyor değiliz.) Çekimler genellikle Boztepe’de su deposunun üzerindeki tepede ve Kayabaşı’nda yapılacaktı. Nihayet Ağustos başlarında filmlerin çekimleri başlamıştı. Önce “Çıldırtan LSD” filminin çekimleri yapılmaktaydı. Bilmeyenler için söyleyelim. LSD, halüsinasyon etkisi yapan bir tür ilaçmış.

Çıldırtan LSD’nin çekimleri için ekip önce iki jeeple Boztepe’ye çıkmışlardı. Başrollerde Aynur Akarsu ve hemşerimiz Orhan Şensoy iki sevgiliyi oynamaktaydı. Çekimler başlamıştı. Senaryoya göre, önce iki sevgili Boztepe’den Ordu’yu ve ufku seyretmişler, sonra tepeye doğru mutlu bir çift olarak tırmanmışlardır. Çekimler bittikten sonra da sanatçılar su deposunun üstünden bir süre daha Ordu’yu seyretmişler ve yürüyerek şehre inmeye karar vermişlerdi. Şimdiki gibi teleferik olsa büyük bir ihtimalle teleferiğe binerlerdi. Ama ne gezer Boztepe’ye çıkacak doğru -dürüst bir yol bile yoktu o zamanlarda.

Dönüş yolunda Aynur Akarsu ayakkabılarını çıkarmış, afacan bir kız edasıyla patika, taşlı, dikenli, kekik kokan yamaçlardan bir ceylan çevikliğiyle seke seke, atlaya zıplaya şehre kadar inmişti. Ve sonrasında “ Gördüğüm manzarayı ifade edecek kelime bulamıyorum” demişti. Bu arada Sibel Göksel de kendi oynadığı “Külhanbeyler” ve “Yahudi” adlı filmlerin Ordu İnci Bahçe sinemasındaki galasına katılmış, burada tezahüratlarla karşılanmıştı. Kısaca film ekibi, Ordu’daki hayatlarından memnundular. Nasıl olmasınlar ki, başta Vali, Vali Muavini, Belediye Başkanı, Radar komutanı Yarbay Latif Özlü, Tüccar İbrahim Köksal, Salih Erdoğan ve basın onlarla devamlı ilgilenmekteydi. Ordu’da 15-20 gün daha kalacaklar ve “Altın Mezar”ı da çekeceklerdi.

Temel Uzlu ise Ordu Sesi Gazetesindeki köşesinde, Ordu’da film çekimleri hakkında şunları yazmaktaydı.

“FİLMCİLİK

Film şirketlerinden birinin şehrimize geldiğini, burada bir film çevireceğini öğrendik.

Ancak film çevirmek için bizim şehri seçtiklerine pek iyi etmediler gibi geliyor. Çünkü bütün Türkiye’de olduğu gibi bizim şehirlilerinde hemen hepsi filmcidirler. Hem de öyle konuları bulup çevirirler ki insanın aklı durur.

Her ay değil her gün 36 kısımlık çeşit çeşit filmler bizim şehirde de çevrilir. Seçimlerde çevrilen yerli filmler dillere destandır. Ve hele her yıl bu aylarda çevrilmesine devam edilen bir fındık filmi vardır ki, dünya filmciliğinin en uzun kurdelası sayılmaktadır ve bu film hep birlikte yazılıp hep birlikte oynanmaktadır. 40 yıldan beri çevrildiği halde, hala bitirilemeyen bu filmin kaç yılında biteceği de bilinmemektedir.

O; banka kredileri filmleri, o adam kayırma filmleri, o vatandaşı uyutma filmleri, o aşırımento, kandırımento, yürütmento filmleri, o ham hum şorolop filmleri, her yıl çevrilmesine devam eden fındık filminin yanında hiç kalır….”