TKP, Açılım, Kürt Sorunu...

"açılım" öncelikle buna hizmet etmektedir. Buradan gerçek anlamıyla bir çözümün, kalıcı bir barışın çıkması mümkün değil. Türkiye, çok uzun yıllardır halk düşmanı bir sermaye diktatörlüğünün, yiyip yiyip bitiremediği bir ülke, bu süreçte halkın büyük böl

TKP Gnl Bşk Erkan Baş, 'demokratik açılıma' ilişkin sorularını yanıtladı


Türkiye Komünist Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Cumhuriyet Gazetesi'nin 'demokratik açılıma' ilişkin sorularını yanıtladı:

Türkiye Komünist Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Cumhuriyet Gazetesi'nin 'demokratik açılıma' ilişkin sorularını yanıtladı:

- AKP'nin Kürt sorununa çözüm olarak sunduğu "demokratik açılım" projesi Kürt sorununa çözüm olabilir mi?
- Gelişmeleri takip edenlerin kolayca görebileceği gibi, başta ABD olmak üzere emperyalistler, dünyayı yeniden düzenleme çabası içindeler. Burada AKP'nin temel misyonu, Türkiye'yi bu plan ve projelere uygun olarak düzenlemektir. Hedefleri daha bağımlı, daha gericileşmiş ve sermaye egemenliğinin kuvvetlendirildiği bir ülke yaratmaktır.

Dolayısıyla attıkları her adım veya onların deyişi ile "açılım" öncelikle buna hizmet etmektedir. Buradan gerçek anlamıyla bir çözümün, kalıcı bir barışın çıkması mümkün değil. Türkiye, çok uzun yıllardır halk düşmanı bir sermaye diktatörlüğünün, yiyip yiyip bitiremediği bir ülke, bu süreçte halkın büyük bölümü için yaşamın çok zor bir hal aldığı da açık.

AKP'nin yaptığı yıllardır, kendisi ile aynı zihniyeti taşıyan siyasi iktidarların yarattığı sorunlardan faydalanmaktır. Bunlara dair sözde çözümler geliştirilerek ulaşılmak istenen biraz evvel ifade ettiğim hedefe ulaşmaktır. Ülke emperyalizme daha bağımlı hale getirilirken, gericilik ve sermaye egemenliği güçlendikçe, ülkemizi bekleyen sadece yoksulluğun ve acıların artmasıdır. Söz konusu olan Kürt sorunu olunca, eğer inisiyatif onlarda kalırsa daha büyük düşmanlıklardan daha büyük savaşlardan başka hiçbir şey çıkacağını sanmıyorum.

- Partiniz Kürt sorununu nasıl tanımlıyor ve çözüm önerileri nelerdir?

- Kürt sorununun elbette tarihsel bir arka planı vardır, ancak yakın döneme bakacak olursak sanıyorum bölgedeki feodal ilişkileri kendisine eklemlemiş sermaye sınıfının yarattığı, ekonomik, siyasi, kültürel ve etnik boyutları olan bütünlüklü bir sorun olarak tanımlamak gerekir. Sermaye tekellerine teslimiyet sürdükçe bu sorun çözülemez. En ağır işlerde en ucuz işgücü olarak çalıştırılan Kürt kardeşimizi dışarıda bırakan bir çözüm, çözüm olabilir mi? Halkımızın büyük çoğunluğunun yoksulluğu tartışılmadan, Kürt emekçilerinin en ucuz işgücü olması tartışılmadan, sorunun ülkemizdeki tüm emekçileri ilgilendiren tarafları yok sayılarak Kürt sorununu çözmek mümkün değildir.

Doğdukları yerleri terk etmek zorunda kalan, köyleri yakılan, 5 milyon insan var. Kürt sorunu budur. İşsiz nüfusun büyük bölümünü Kürt kökenliler oluşturuyor. Kamyon kasalarında fındık toplamaya Karadeniz'e, buğday kırmaya Çukurova'ya giderken ölen insanları görmeden Kürt sorunu çözülmez.

Bize göre bu aşamada tartışılan sadece dar anlamıyla "Kürt sorunu" değil, "Türkiye sorunu"dur. "Nasıl bir Türkiye" sorusuna verilecek cesur yanıtlar, Kürt sorununu çözen, onu bir sorun olmaktan çıkaran bir içeriğe sahip olabilir. Bu nedenle AKP'nin temsil ettiği emperyalizmin ve gericiliğin içindeki Türkiye projesinin karşısına eşitlikçi, özgürlükçü ve bağımsız Türkiye projesi çıkarılmalı.

TÜRKİYE'Yİ BÖLMEZ AKSİNE BİRLEŞTİRİR

- Siyasetin sağında ve solunda birçok aydının "açılım Türkiye'yi böler" kaygısı gerçekçi midir?

Öncelikle şunu vurgulamak isterim, CHP ve MHP'de somutlayabileceğimiz bir eğilimin Türkiye'nin geleceği açısından son derece tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Söz konusu iki partinin en uç noktada temsil ettiği bu hattın ve benzeri söylemlerin, AKP eliyle yürütülen emperyalist saldırının sempatisini arttırmak dışında bir anlamı yoktur.

Örneğin bir insanın anadilini konuşmasının ülkeyi böleceğini söylemek saçmalıktır, aksine insanlara anadillerini konuşturmamak bölünmenin ve halkları birbirine düşürmenin en kolay yollarından birisidir.

Türkiye'nin bölünmesi meselesine gelecek olursak, emperyalizmin bölge planları arasında Türkiye'nin bölünmesinin bir seçenek olarak var olduğu açık. Ancak örneğin "yeni Osmanlı" diye dillendirdikleri projenin Türkiye'yi büyütürken küçülten bir proje olarak hayata geçmesi de seçenekler arasındadır.

Türkiye'nin küçülmesi veya "büyümesi"ne bağlı stratejilerin aynı amaca hizmet ediyor oluşuna dikkat çekmek isterim. Kürt sorunu tarihsel olarak Türkiye'nin kırılma noktasında bir önem kazandı, bu doğru. İlk ve bizim için vazgeçilmez seçenek, Türk ve Kürt emekçilerinin yan yana gelmesi, omuz omuza emperyalizme, gericiliğe karşı mücadele ederek yaşanabilecek bir ülke kurmaktır.

Bu kardeşliği bozacak, düşmanlaştıracak her girişime karşı durmak gerek. Açıkçası ben MHP ve CHP ile örneklediğim siyasi çıkışların Kürt yurttaşlarımızı dışladığını da düşünüyorum. Bu, inisiyatifin, emperyalizme ve para babalarına kalmasıdır. Bunun somut karşılığı da AKP'nin sürüklediği bir süreç olacaktır.

Buradan bir iç savaş mı çıkar yoksa Türk, Kürt ve Arap gençlerinin, emekçi çocuklarının çeşitli kombinasyonlarla birbirlerini boğazlamaları mı çıkar bilmiyorum ama acı, kan ve gözyaşı çıkacağı kesindir. Buna izin veremeyiz.

EMPERYALİST ÜLKELER DARBE VURACAK

- PKK'nin açılım sürecine karşı tavrını nasıl yorumlayabiliriz?

Bugün Kürt sorununda, asıl söz sahibi olduğunu düşündüğümüz emperyalist merkezleri bir kenara koyacak olursak, sürmekte olan çatışmanın ve çözüm arayışlarının belirginleşmiş iki öznesi var. Bunlar, devlet ve hükümet ile PKK'dir. Her iki tarafın iç yapılanmasındaki farklılıklar, arkalarına aldıkları toplumsal güçler konuyu karmaşıklaştırsa ve devlet PKK'yi tanımamak konusundaki ısrarını sürdürse de, taraflaşmanın bu aktörler arasında kurulmuş olduğu kimsenin değiştiremeyeceği bir gerçektir. Görebildiğim kadarıyla AKP üç temel hareket noktasına sahip.

Başta ABD olmak üzere emperyalist dünya ile uyum, sermayenin hareket alanının genişlemesi ve dinin toplumsal ve siyasal rolünün artması. Tüm bu tartışmalarda inisiyatifi elde tutan emperyalistler açısından bunlar şu şekilde okunabilir: Türkiye'nin bağımlılığının arttırılması ve hareket kabiliyetinin iyice sınırlanması, uluslararası tekellerin ekonomik ve siyasal ağırlığının pekiştirilmesi ve gericiliğin Batılı ülkelerin bölgesel açılımlarını da kolaylaştıracak bir doğrultuda yeniden yapılandırılarak bu coğrafyaya hâkim kılınması.

Bence, PKK, sözünü ettiğim bu üç temel başlıkta karşı bir seçenek oluşturmamaktadır. Çözüme "yardımcı" oldukları sürece emperyalistlerin ağırlıklarının artması, hatta doğrudan müdahalelerde bulunması PKK açısından bir sorun yaratmamakta, hatta kimi örneklerde tercih edilmekte. PKK, şimdiye kadar sermayenin hareket alanını genişleten uygulamaların her birisinde Kürt sorununda demokratikleşmeyi sağlayacak bir yan görmüş, dolayısıyla ya bu uygulamalara karşı ilgisiz olmuş ya da kendine özgü gerekçelerle sahiplenmiştir.

Dinin toplumsal ve siyasal rolünün artmasına ise PKK yalnızca Kürt nüfusun içinde güçlü bir siyasi rakibin ortaya çıkması açısından yaklaşmış, Kürtler arasında uç veren aydınlanmacı, laik damarın korunması fazla önemsenmemiştir. Bugünkü güçler dengesi ve ortaya çıkan taraflaşma, sürece devlet veya PKK'den ziyade emperyalist ülkelerin damga vuracağını göstermektedir. Tam da bu nedenle bu aktörlerin öne çıktığı bir taraflaşmadan "çözüm", "barış" ve "kardeşlik" adına umut verici sonuçlar çıkması mümkün değildir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Röportaj Haberleri