YAZIK... ÇOK YAZIK... (Uzun bir yazı, bir iç döküş)

Avrupa, Ortadoğu ve belki de Asya 80 yıl sonra yeni bir emperyal paylaşım savaşının eşiğinde her geçen gün geriliyor. Avrupa II.Dünya savaşından bu yana ilk defa bu kadar çok silahlanıyor. Sağ eğilimli partilerin yükselişi de savaş tamtamlarının çalmasın

YAZIK... ÇOK YAZIK... (Uzun bir yazı, bir iç döküş)

İran-Yemen-Arabistan ve Filistin-İsrail hattındaki savaş senaryosuna şimdi Azerbaycan ve Pakistan da dahil edilmeye çalışılıyor. Azerbaycan ile İran karşı karşıya getirilerek, İran birden fazla cephede savaştırılıp dizleri üstüne çöktürülmeye çalışılıyor.

Finans kapitalin dijital ekranlarında yazan anlamsız rakamların yarattığı zenginlik rüyasından uyanmaya başlayan Avrupa; ne Amerika'dan bağımsızlaşmaya cesaret edebiliyor, ne de Amerika ile yol yürümeye devam etmek istiyor. Üretim miktarları azalıyor, nüfusu yaşlanıyor ve tembelleşiyor. Koca kıta, üretim devi Çin'in önünde el pençe divan diz çökmekle karşı karşıya sosyal çalkantılara savruluyor.

Avrupa, Ortadoğu ve belki de Asya 80 yıl sonra yeni bir emperyal paylaşım savaşının eşiğinde her geçen gün geriliyor. Avrupa II.Dünya savaşından bu yana ilk defa bu kadar çok silahlanıyor. Sağ eğilimli partilerin yükselişi de savaş tamtamlarının çalmasına az kaldığını bize gösteriyor.

Dışarda bunlar olurken biz içerde ne yapıyoruz?

Nüfusumuzun % 92'sini sağlıksız, kültürsüz, köksüz, tekinsiz ve alt yapısız rezil şehirlerimize yığmış durumdayız. Sel oluyor ölüyoruz, deprem oluyor ölüyoruz, kaza oluyor ölüyoruz, kavga çıkıyor ölüyoruz... Asgari ücretli kölelerin mekanı haline gelen şehirlerdeki ölümleri pek de umursamıyoruz. Çünkü onların yerini almaya hazır bir sürü köleyi alttan devamlı yetiştiriyoruz. Sokakları; mafyaların, uyuşturucu ve kadın tacirlerinin, eğitimsizliğin ve kültürsüzlüğün yarattığı ahlaksızlığa teslim etmiş durumdayız.

Toplumsal dayanışma duygumuzu yitirdik. Şehirlere yapılan kontrolsüz göç nedeniyle toplumu bir arada tutan feodal yakınlıkları yok ettik. Eğitimsizlik üzerine bir eğitim sistemi kurduğumuz için bilimsel ve sanatsal potansiyelimiz yerle yeksan halde bulunuyor. Tarımsal yada sanayi üretiminde çalışmayı sürekli küçük gören bir toplumsal algı yaratarak herkesi "beyaz yakalı" olmaya özendirdik.

Olur olmaz her yere market açar gibi üniversite açtık. Beyaz yakalılarımızın hepsini niteliksiz birer ucuz işgücü olarak planladık. Herkes altında döner koltukla plazalarda çalışmaya özendirildi. Köylülük ve işçilik utanılacak birer kimlik haline getirildi. Üretimi, ilk önce onun üst yapısını hazırlayarak bitirdik. Artık üretmek istesek bile, bu üretimi yapmaya istekli bir toplum yok. Tembelleştik. Herkes terlemeyeceği işlerde çalışmak istedi. Bunun üzerine sanayide yada tarımda üretimde kullanacağımız işgücünü kamu kuruluşları ve belediyelerde uydurduğumuz saçma sapan kadrolara yığdık. Bu aslında "aman siz üretmeyin, biz sizin karnınızı doyuracağız" demekten başka bir şey değildi.

Köylerden önce okulları, sonra gençleri çektik. Issızlaşan verimli köy topraklarındaki üretimi sıfıra indirdik. Tarım ürünlerinin fiyatlarını neredeyse maliyetinin altına düşürerek, hala üretmekte inatçı olan geleneksel köylüyü de üretimden vazgeçmeye zorladık. Şimdilerde ise köylünün bile gözden çıkardığı toprakları emperyalist maden şirketlerinin maden sahaları haline getirmekle meşgulüz. Artık karnını doyuramayan köylü de bu duruma pek ses çıkarmaz hale geldi.

Sanayiciler fabrikalarını kapattılar. Bir kısmı, gerçekten Çin ile baş edemediği için, maliyet ve rekabet baskısıyla mecburen kapattı. Ama asıl tehlikeli olanı, bir kısım sanayici de, üretmekten kazanacağının daha fazlasını kendisine vaat eden fon piyasasına, kripto varlıklara, kaldıraçlı işlemlere ve faize bilinçli olarak yöneldi. İşçisiyle, vergisiyle aldısıyla uğraşacağına tertemiz vergisiz kazancı daha tatlı buldu. Fabrikasını satıp faize yöneldi.

Finans piyasası, kollu makineler yada poker masaları gibi birer kumar aracına dönüştü. Herkes bir koyup on almanın peşine düştü. Şirketler bile fon piyasasını yasal dolandırıcılık ortamı olarak kullanmaya başladı. On liralık şirketini, borsada yüz liraya pazarladı ve voleyi vurduktan sonra kaybolup gitti. Bu piyasayı denetlemesi gerekenler ise çoktan bu kirli kumarın birer oyuncusu haline gelmişti. Siyaset, bürokrasi, iktidar, muhalefet derken herkes aynı pisliğe bulaştığı için kimse kimseye bir şey diyemez hale geldi.

Önce muhalefet iktidarı hırsızlık yapmak ve hırsızı savunmakla suçladı. Sonra ise iktidar muhalefeti hırsız olmak ve hırsızı korumakla suçlar hale geldi. Aslında iki taraf da çok haksız değildi. Yukarıda açıkladığım toplumsal yapıdan yetişecek insan malzemesinden daha fazlası beklenemezdi. Herkes kendi ahlaksızlığını, bir başkasının ahlaksızlığını örnek göstererek masumlaştırmaya çalıştı. İdeolojik düşünme öcüleştirilerek, politik tercihler basit bir futbol fanatizmine dönüştürüldü.

Artık soru; "Neden, tüm toplumun kollektif birikimi birilerine peşkeş çekilip, haksız şekilde yağmalanıyor?" değildi. Artık soru şu hale gelmişti; "Siz mi fazla çaldınız, biz mi? Biz çaldıysak siz de çaldınız. Bize ceza veriyorsunuz da sizinkilere niye vermiyorsunuz?" Fanatizm toplumu sağduyusunu yitirmiş birer holigan topluluğuna dönüştürdü. Ve tıpkı statlardaki tribün lideri amigoların ağzından çıkanları hiç düşünmeden hep bir ağızdan ve büyük bir nefretle bağıran bir güruha dönüştürüldük.

Milyarlarca dolar buharlaşmış, üretim bitme noktasına gelmiş, şiddet her yeri sarmış, ahlaki değerlerin hepsi ayaklar altına alınmış, bilim ve sanat yerlerde sürünüyor, işsizlik hat safhaya ulaşmış, çalışanların yarısı açlık sınırının altında çalışıyor, hukuktan, adaletten ve seçmen iradesinden bahsetmiyorum bile...

Böylesi bir tabloda bizim muhalefetimiz ise birbirinin gözünü oymakla meşgul... O onla bir araya gelmiyor, bu bunla konuşmuyor. Bir grup diğerini hainlikle, diğer grup da karşısındakini hırsızlıkla suçluyor. Asıl hedefi olan iktidarla hesaplaşmak yerine birbirlerinin günahlarını ortaya seriyorlar.

Hiç birinin halkla ilgili kafalarında en ufak bir dertlerinin olduğuna zerre kadar inanmıyorum. Herkes kendi siyasal geleceğini garanti altına almanın peşinde biraz bu yanda, biraz o yanda koltuk kovalayıp duruyor. Ülkenin içi tarumar, dışı ise ateş çemberi haline gelmiş. Herkes ucuz hesaplar peşinde şov yapıyor.

Sol sosyalist çevreler ise bu burjuva demokrat / sosyal demokrat yapıları, halktan yana, gerçek sorunlarla ilgilenecekleri bir noktada birleşmeye ve genel bir direniş başlatmaya zorlamak yerine, bu saçma politik cambazlık içinde kendilerini popüler kılabilecek bir eklemlenme yönünde hareket ediyor. Yazık oluyor. Ülkenin tarihsel devrimci birikimi ve potansiyeli, burjuva siyaset oligarşisinin kirli çarklarında öğütülüp kayboluyor. Yazık...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel-siyaset Haberleri