HAYVAN HAPİSHANELERİNDEN SAÇMA SAPAN VERİLER!
Nevzat Akata | Ordu Kent Gazetesi
Fatsa Belediyesi’nin gönderdiği fotoğraflardan birine takıldım. Tel örgünün hemen arkasında, açık renkli bir köpek duruyor. Kulağındaki yeşil küpenin numarası bile okunuyor. O köpeğin kaydı var. Peki, kaç gündür orada? Günün kaç saatini o bölmenin dışında geçiriyor? Yarın biri onu sahiplenmezse bir yıl sonra da aynı telin arkasında mı duracak?
Belediyenin basın bürosuna göre son dört ayda 800 hayvana ilk müdahale ve tedavi yapılmış, 507 hayvana parazite karşı ilaç uygulanmış, 259 kediye ilk yardım sağlanmış. Altmış yavru köpek sahiplendirilmiş. Açıklamanın yapıldığı gün tesiste 207 hayvanın bakımı ve beslenmesi sürüyormuş.
Yaralı bir kedinin başında uğraşan veteriner hekimin de o altmış yavruya evini açanların da eline sağlık. Benim saçma bulduğum, bir köpeğe parazit ilacı verildiğini kayda geçirip o kaydı, telin arkasında iyi bir hayat sürdüğünün kanıtı gibi önümüze koymak. Belediyenin bülteninde “umut” diye okuduğumuz şeyin karşılığını, en uzun süredir orada bekleyen köpeğin hayatında görmek isterim.
Gelelim şu dönüm hesabına. Fatsa Belediyesi, Sazcılar Mahallesi’ndeki projeyi tanıtırken 12 dönümlük bir alandan söz etmişti. Ben belediyeye tapunun yüzölçümünü sormuyorum. Köpeklerin patilerini basabildiği, koşabildiği, ürktüğünde öteki hayvanlardan uzaklaşabildiği yer kaç dönüm? Bir dönüm mü, iki mi, üç mü? Havadan çekilen fotoğrafta idari bina da var, araç yolu da, çocuk parkı da. Çocuk parkının metrekaresini telin öbür tarafındaki köpeğin payına yazabilir miyiz? Belediye, her bölmenin ölçüsünü ve orada kaç hayvan kaldığını açıklasın. O zaman iki yüzü aşkın hayvana nasıl bakıldığını konuşabiliriz.
Fotoğrafta ortadaki beton yol dümdüz uzanıyor. İnsan o yolu yürüyüp kapıdan çıkabilir. İki yanda sıralanmış bölmelerdeki köpeklerin böyle bir seçeneği var mı? Ben “hayvan hapishanesi” derken bunu kastediyorum. Tedavisi bitmiş, kimseye zarar vermeyen bir köpeğin ömrünün geri kalanını birinin gelip onu seçmesine bağlamayı vicdanım kabul etmiyor.
Bu sıra sıra teller bana Hitler’in Auschwitz kampının görüntülerini hatırlatıyor. Auschwitz, insanların sistemli biçimde katledildiği bir Nazi kampıydı. Fatsa’daki fotoğrafta beni sarsan, tellerin bizim tarafında durup öbür taraftaki canlının kapatılmışlığına kolayca alışabilmemiz. Kapıya “Doğal Yaşam Alanı” yazınca içeriye hangi gözle baktığımız bile değişiyor. Oysa köpek için kapı yine kapalı.
Bugünkü yasa, rehabilite edilen köpeklerin sahiplendirilinceye kadar bakımevinde tutulmasını öngörüyor. O hâlde sözüm Meclise de. Bu hükmü değiştirin. Veteriner hekimler her hayvanı tek tek değerlendirsin. Tedavisi, aşıları ve kısırlaştırması tamamlanan, mahallede güvenle yaşayabilecek hayvanların, küçük gruplar hâlinde, alındıkları çevreye dönmesinin yolu açılsın. Belediye hangi hayvanın nereye döndüğünü kayda geçirsin. Mahalleli bir sorun gördüğünde kimi arayacağını, belediye de hangi hayvanı takip edeceğini bilsin.
Fatsa Belediyesi bu arada hemen bir iş yapabilir. Gelecek bültende, altmış yavrunun yanına, aylardır yuva bekleyen yetişkin köpeklerin de fotoğrafını koyabilir. Her birinin kaç gündür orada olduğunu, nasıl bir yuvaya ihtiyaç duyduğunu yazabilir. Ben en çok kulağında yeşil küpe olanın hikâyesini merak ediyorum. Onun için kapı ne zaman açılacak?