NE AKP'Lİ NE AKP'SİZ
YAPAMAYAN MUHALEFET!!!
"BARIŞ SÜRECİ" Türkiye'deki tüm siyasi aktörleri ve partileri bir girdap gibi yuttu. Türkiye'de artık bir muhalefet partisi yok. AKP-MHP tüm partileri politik olarak ya yok ederek yada anlamsızlaştırarak, merkezinde kendisinin olduğu ve yörüngesinde diğerlerinin döndüğü bir siyasal ortam yarattı. Tüm partileri, kendi Türkiye projeksiyonunun bir parçası haline getirdi. Onları yutarak, politikasını kendisinin belirlediği bir "Türkiye Partisi" inşa etti.
Türkiye'deki hiç bir partinin bu projeksiyondan bağımsız bir varlığı ve politik söylemi kalmadı. "Devlet aklı" adı altında formüle edilen bu siyasal denklemde artık Türkiye'de bir muhalefet partisi bulunmuyor. Çekirdeğinde AKP-MHP'nin olduğu devasa tek bir parti var. Çıkan çatlak sesler ise sadece parti içi muhalefet benzeri bir boyutta kalıyor. Sanki kim seçimi kazanırsa kazansın aynı siyasal düşünce iktidar olacakmış gibi bir durum var.
Kemalist-Ulusalcı blok İYİ PARTİ çeperine doğru itilirken, giderek marjinalleşiyor ve gerçeklikle bağını koparıyor. İyi polis kötü polis oyununda, İyi Parti'ye adıyla uygun bir misyon verilmiş. Onlar şimdi "her türden milliyetçi" bir romantizmin bayraktarlığını yapıyorlar. Tabanı, AKP ve MHP ile sürekli flört halinde olan, kontrollü ve oyları hemen devşirilebilir bir muhalefet odağı haline getirildiler.
YENİ PARTİ ise giderek bir siyasal parti olma hüviyetinden uzaklaşarak, ne yapacağını, ne diyeceğini bilemez bir aktivist topluluğuna dönüşüyor. Hiç bir konuda kafası berrak olmayan, karşı olduğu şeylere bile karşı duramayan, niçin ve neye muhalefet ettiğini bilemez bir halde bir "siyasal romantizmin" etkisiyle oraya buraya savrulup duruyorlar. Parlayıp sönen, istikrarsız ve politik söylemi olmayan popülist bir aktivist grubu haline geldiler. Bir taraftan iktidarla söz dalaşı halindeyken, diğer taraftan kendi varlıklarını iktidara borçlu olduklarının bilinciyle, iktidarın hakimiyetini ve Türkiye'ye ilişkin gelecek simulasyonunu onaylamaktan geri durmuyorlar.
Sol-Sosyalist blok ise bir taraftan DEM'in barış süreci baskısı, diğer taraftan Yeni Parti'nin romantik popülizmi, bir diğer taraftan ise bu ikisine de uymayan kendi ilkeleri arasında sıkışmış kalmış durumda bulunuyor. Ne bu süreçle ilgili iktidara güvenebiliyor, ne karşı olabiliyorlar. Bir çoğu salt muhalefet etmek adına Yeni Parti'nin gördüğü rüyaya eklemlenmiş halde hayal kuruyor.
CHP ise uluslararası dengelerin dayattığı ve AKP-MHP'nin formüle ettiği "kaçınılmaz olan" Türkiye vizyonunun seyircisi değil, başat aktörü ve inisiyatif sahibi olmak istiyor. Kurucu parti vurgusunun temeli de burada yatıyor. Türkiye yeni bir strateji belirleyecek ve kendisine yeni bir jeopolitik pozisyon yaratacaksa bunda izleyen değil, karar süreçlerinde etkin olan olmak istiyor. Çünkü Cumhuriyeti kuran parti böylesine önemli bir geçiş sürecinde izleyici olamaz.
Meclisteki oylamanın da gösterdiği gibi Türkiye artık muhalefetsiz bir reorganizasyonun arefesinde bulunuyor. Bölgesel gelişmeler ve sermayenin manyetik merkezinin değişimi Türkiye'yi de iktidarıyla muhalefetiyle aynı noktada buluşup, bu değişimde karlı bir yer edinmeye zorluyor. Kuvvetle akan ve önüne kattığını silen süpüren bu sele karşı koymak yerine, herkes iktidarın "devlet politikası" büyüsüne tutunarak, sel geçince fırtına dinince daha iyi bir konum kapmaya çalışıyor. Yerli burjuvazi ise hükümetin "gelecek vizyonuna" sıkı sıkıya tutunup, güvenmekten başka bir yol görmüyor.
Sonuç olarak, Türkiye'de seçim olur. Mutlaka seçim yapılır. Lakin bu seçimde muhalefet olmayacaktır. Herkes iktidarın eteğine tutunarak "umarız doğru yapıyorlardır" demekten öteye gidemeyecektir. Uluslararası burjuvazinin nasıl bir dünya ve Türkiye tasavvur ettiğini kestirmek zor. Lakin AKP politikalarının aynen sürdürüldüğü, AKP'siz bir Türkiye istediklerini öngörüyorum. Yani AKP'nin politik ruhu, bir başka siyasal merkez ve kişi tarafından yaşatılacak. Ben ısrarla, Tayyip Erdoğan'ın artık yönetime talip olmayacağını ve seçime girmeyeceğini düşünüyorum. Tayyip Erdoğan'ın kendi şahsı olmasa da, onun misyonunu yerine getirecek bir başka benzerinin seçimi kazanacağını öngörüyorum. Bunun adı Mansur Yavaş da olabilir, Özgür Özel de olabilir. Burada önemli olan seçilecek kişinin uluslararası oyunda, koyulan kurallara uyarak, gereğini yapmasıdır.