Bülent BAŞARAN:ÇOK ADAM MI, TEK ADAM MI!

İlginç bir şekilde Demirellere Erbakanlara, Ecevitlere, Özallara bugün duyulan özlem ve yapılan övgüler bunun en açık örneğini oluşturuyor. Hâlbuki her şey aynıydı. Yine sağın oyu toplamda %70, solun oyun %30'du. Yine sömürü, yoksulluk ve yokluk memleket

ÇOK ADAM MI, TEK ADAM MI!

Bülent BAŞARAN

Cumhuriyet tarihi boyunca yaratılmış tüm yıkım; anti demokratik uygulamalar, özelleştirmeler, tek tipleştirme, düşmanlaştırma, kimliksizleştirme, yoksullaştırma, faili meçhuller, sendikasızlaştırma, işbirlikçi sermayenin saldırıları AKP'ye mal edildi ve böylece asıl sorunun kendisi olan rejim kutsandı. AKP günah keçisi ilan edildi.

Sanki her şey harikaydı da AKP gelip her şeyi yerle yeksan etmiş gibi bir savunu geliştirildi. AKP de bu saldırılara karşı haklı olarak kendi savunmasını geliştirdi. Onlar da kendi dönemlerinde yapılanların bir kısmını FETÖ'ye, şimdi kalan kısmını da Süleyman Soylu'ya mal ederek kendilerini savunuyorlar. Ve bu taktiksel yaklaşım toplumda karşılık buluyor. Muhalefet AKP'yi, AKP ise Fetö'yü ve Soylu'yu suçluyor.

Aslında her iki taraf da aynı şeye hizmet ediyor. Nihayetinde farklı açılardan yaklaşıyor olsalar da her iki grubun amacı da müesses rejime toz kondurmamak. Tarihi bağlamından kopuk olarak olay ve olgular ele alınınca hep en son gelen öcüleştiriliyor. İlginç bir şekilde Demirellere Erbakanlara, Ecevitlere, Özallara bugün duyulan özlem ve yapılan övgüler bunun en açık örneğini oluşturuyor. Hâlbuki her şey aynıydı. Yine sağın oyu toplamda %70, solun oyun %30'du. Yine sömürü, yoksulluk ve yokluk memlekette kol geziyordu. Yine demokrasi ve insan haklarına saygı yoktu. Gencecik fidanlar koca koca adamlar tarafından asılıyor, katliamlar düzenleniyor, insanlar gözaltında kaybediliyor ve akıl almaz işkenceler görüyor, gazeteciler bombalanıyor ya da gözaltında ortadan kaldırılıyordu, 1 Mayıs alanlarında ve üniversite kapılarında oluk oluk kan akıyordu. Ne çabuk unuttuk bunları!

Demirellerin, Özalların, Türkeşlerin ve Erbakanların bir masanın etrafında oturup, merkezine “vatan, millet, din, bayrak” gibi kavramlar koyup akla değil, duygulara ve inançlara seslenen popülist tartışmalarını şimdi bize "memlekette demokrasi vardı ya, eskiden siyasiler tartışabiliyordu" diye yutturuyorlar. Ne var ki, onların arasındaki tartışma politik ve ideolojik bir farklılıktan kaynaklanmıyordu. Sadece aynı sağ ideoloji, CEO'sunu belli aralıklarla değiştirerek devleti bir şirket gibi yönetiyordu. DYP-ANAP ittifakının giderek yerine REFAH-DYP hükümetinin kurulmasını demokrasi diye kutsamak siyasal bir körlüktür. Farksızlar arasında sırayla yüzlerin değişmesi demokrasi değildir. AKP hükümetine “tek adam” yönetimi diye saldırılıyor. Özünde 1980’li ya da 1990’lı yıllarla bugünün hiçbir farkı yok. Tek fark şu; aynı ideoloji farklı yüzlerle iktidarda oluyordu ve bu bir “demokrasi var” yanılgısı yaratıyordu, şimdi ise aynı ideoloji aynı yüzle iktidarda durduğu için “demokrasi yok” yanılgısı yaratıyor. Aslında dün de demokrasi yoktu, bugün de yok. Şimdi “demokrasi rafa kalktı” vurgusu aslında sağın aradığı lideri bulmasından kaynaklanıyor. Sağ artık sahip olduğu ideolojinin politik patronunu değiştirmek istemiyor. Eğer idam edilmeseydi, Türkiye bunu 1950’li yıllardan başlayarak Menderes ile tecrübe etmiş olacaktı.

1970’lerin, 1980’lerin, 1990’ların bugünlere rahmet okutan karanlık dönemlerinin yaratıcı-başat siyasi aktörlerinin bugün “garip bir özlemle” anılıyor olması bana son derece mide bulandırıcı geliyor. Kapitalizmin gelişim dinamiklerini, emperyalizmin yayılış hızını ve Türkiye’nin finans kapitalin oyun alanına dönüşmesi sürecinde yaşadığı toplumsal travmaları, ahlaksızlaştırma, kültürsüzleştirme, eğitimsizleştirme, yoksullaştırma sürecini dışlayan bu bakış açısını doğru bulmuyorum. Dikkati “kapitalist sistemin” üstünden çekerek, onu aklayarak ve hatta bu rejimle gurur duyarak tüm suçu seçilmişlere atan bu yaklaşım, özünde muhalif değil işbirlikçidir.

Yukarıda adı geçen tüm karanlık olayları, bunların müsebbibi olan kişileri ve olguları yaratan sistemin kendisidir. Aslında yaşanan burjuva demokrasisi ya da sandık demokrasisi denen paradoksal ideolojinin iflasıdır. Bu ideoloji özü gereği tek adamcıdır, öyle olmak ve ona dönüşmek zorunda ve eğilimindedir. Türkiye hiçbir zaman demokratik bir ülke olmamıştır. Kuruluş ideolojisi buna cevaz vermemektedir. Türkçüdür, Sünni İslamcıdır, piyasacıdır, özel mülkiyeti ve serbest piyasa ekonomisini geliştirme arzusundadır, toprak ağalığını kabullenir, uluslararası sermayeye entegredir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel-siyaset Haberleri