ELEŞTİRİLERE CEVABIMDIR
İşçi hakları mücadelesi
Kamu emekçilerinin mücadelesi
Emeklilerin mücadelesi
Ekoloji mücadelesi
Alevilerin-Kürtlerin ve diğerlerinin kimlik mücadelesi
Barış ve demokratik toplum mücadelesi
Kadın hakları ve kimlik mücadelesi
Kent hakları mücadelesi
Gençliğin ve üniversite öğrencilerinin mücadelesi
Toplumsal muhalefet mücadelesi
Bilim ve sanat mücadelesi
Türkiye toplumunun şu andaki temel mücadele alanları bunlardan oluşuyor. Aslında bunlar, sınıf mücadelesinin bileşenlerini de içinde barındırıyor. Muhalif olmak, aydın olmak, sosyalist olmak yürütülen bu mücadelelerde, tüm gücüyle yer almayı gerektirir. Tabi ki bir diğer taraftan aydın insan örgütlü insandır. Bir partide, sendikada, dernekte veya platformda yer alır ve mücadeleye katkı sunar. Tüm bu sürecin içinde olmak bir sosyalistin ve aydının bence görevidir. Örgütlü olduğu yada kendisini hukuki engeller (memuriyet) nedeniyle konumlandırdığı yeri eleştirebilirsiniz. Bu çok ayrı bir tartışma konusudur. Ama asıl olarak önemli olan onun ne kadar mücadelenin içinde olduğu, emek harcadığı ve sorumluluk aldığıdır. Benim için bir sosyalistin ve/veya aydının tanımı ve anlamı budur. Yoksa örgütsel ve fraksiyonel tartışmalar solda on yıllardır süregelmektedir.
Ne var ki son günlerde solcu yada aydın olmak, salt CHP içi tartışmalarda aldığınız tavra göre belirlenir oldu. Eğer Özel-İmamoğlu ekibinden yana tavrınız varsa demokrat aydın, diğer taraftan yana bir tavrınız var yada herhangi bir taraftan değilseniz kayyumcu, işbirlikçi ilan ediliyorsunuz. CHP'li olan sosyal demokrat - Kemalist arkadaşlarımın bu tutumunu anlayabilirim. Çünkü onlar o partinin üyesi veya seçmenidirler ve size buna göre bir don biçebilirler. Onların bu tavrını bir yerden sonra tutarlı bulurum.
Ama sosyalist arkadaşlarımın; bir tarafın ilkesel olarak, diğer tarafın ahlaki olarak çeşitli zaaflar gösterdiği iki klik arasındaki bu tartışmadan, neredeyse düşmanlığa varan çıkarımlar yapmasını anlamıyorum. Kılıçdaroğlu - Özel çekişmesi benim gündemim bile değildir. Benim kendi okumalarım, siyasal bilgim ve duruşum sonucunda bu tartışmada Özel ve ekibinden taraf olmaktan bir demokratlık türetemiyorum. Salt böyle diye bir insana solculuk yada aydınlık payesi vermeyi uygun görmüyorum. Bir burjuva partisinde etik ve ilkesel çözülmeler sonucu oluşan parçalanmıştan ve koltuk savaşlarından sosyalistlerin böyle büyük büyük sonuçlar çıkarmasını doğru bulmuyorum. Aynı şekilde diğer tarafın koşulsuz olarak desteklenmesini de doğru bulmuyorum.
Beni ilgilendiren şey bu insanların yukarıda saydığım mücadele alanlarında sahada gösterdikleri tutumdur. Benim için bir memur sendikasının hak talebine yada ekoloji mücadelesine Özel'ci Seyit Torun'un katılması da, Kılıçdaroğlu'ndan yana tavır alan Mustafa Adıgüzel'in katılması da kıymetlidir. Eğer bu iki gruptan herhangi birileri sahada, mücadele alanlarında halkın yanında oluyorsa beni ilgilendiren budur. Yarın Adıgüzel bir fındık eylemi organize etse canla başla katılırım. Aynı şeyi Seyit Başkan da yapsa yine aynı heyecanla katılırım. Ordu'daki ve Türkiye siyasetindeki "acı hatıraları" henüz taze olan Enver Yılmaz'a övücü payeler yükleyip, Adıgüzel'e böyle Yunan askeri gibi saldırmayı ben kendi adıma etik bulmuyorum.
Ben bir sosyalistim. Ne Veli Ağababa ve benzeri aktörlerin peşinden gitmeyi bir demokratlık olarak tanımlarım, ne de bunları birer kurtarıcı demokrasi havarisi olarak görürüm. Aynı şekilde insani dürüstlüğüne güven duymak dışında politik yönden bir çok eleştirimin ve hayal kırıklığımın olduğu Kılıçdaroğlu'nun peşinden koşulsuz giderim. Her iki taraf da özeleştiri vermelidir. Bir taraf partililerine karşı saldırgan ve adeta kıyım yapan tutumundan vazgeçmeli, diğer taraf da atfedilen suçlamalar konusunda ortak bir şekilde parti içinde oluşturulacak disiplin mekanizmasına hesap vermekten kaçınmamalıdır. Türkiye'deki demokrasi mücadelesinin bu iki gruptan birinin yanında politik olarak yer almak üzerinden tanımlanmasını saçma buluyorum. Bu iki siyasi grup da Türkiye halkları için bir kurtuluş değildir.
Bir taraftan "Türkiye'de bir daha seçim olmayacak" öcüsü yaratılıp, diğer taraftan "Seçimi kesin kazanıyoruz. Partimizi bize bırakın." demeyi tutarsız bir manipülasyon olarak görüyorum. Bu politik olarak tüm Türkiye'ye "CHP'li olmak zorundasınız" hatta "CHP'nin değişimci kanadından yana olmak zorundasınız" demektir.
Kılıçdaroğlu'na salt Alevi bir siyasetçi olduğu için, Alevilikle ilgili bir kitabı gönderdiğim için beni "butlancı, kayyumcu" ilan eden arkadaşlarıma şaşırıyorum. Tekrar söylüyorum; "Kılıçdaroğlu'nun konumunda Muharrem İnce olsaydı" bu kitabı asla göndermezdim. Çünkü Muharrem İnce Alevi bir yurttaş değildir. Eylem alanlarında omuz omuza mücadele ettiğimiz arkadaşlarımın bu tutumu benim için kırıcı oldu.
Bugün Perşembe yaylasında olduğu gibi yarın da tüm hak taleplerinde mücadele etmeye devam edeceğim. Okumaya, yeni çalışmalar yapmaya, yine yazmaya devam edeceğim. Birleşik bir toplumsal muhalefetin oluşabilmesi için üzerime sorumluluk almaya ve bunun için emek harcamaya devam edeceğim. Bu benim için vicdani bir sorumluluk ve görevdir.
Dayanışma duygularımla, sevgiler...