Kivi Sorunları Raporu

TÜİK verilerine göre Türkiye, kivi üretim miktarı 2013 yılında 41 bin 635 ton. Türkiye kivi üretiminin de en fazla üreten ilden en az üretene doğru yapılan on beş il sıralamasında ilk üç il, “Yalova, Ordu ve Rize Türkiye üretiminin yüzde 70’ini gerçekleşt

Kivi Sorunları Raporu
 
Ordu Kivi Üreticileri Birliği Başkan yardımcısı Cengiz KESKİN Yapyığı açıklamada;
Kivi üretim artışında Türkiye dünyada açık farkla birinci sırada yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre, Türkiye'de bir dönüm araziden ortalama 129 kilo kivi elde edilmektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye, kivi üretim miktarı 2013 yılında 41 bin 635 ton. Türkiye kivi üretiminin de en fazla üreten ilden en az üretene doğru yapılan on beş il sıralamasında ilk üç il, “Yalova, Ordu ve Rize Türkiye üretiminin yüzde 70’ini gerçekleştirmektedir. Ardından Samsun, Giresun, Trabzon, Kocaeli, Bursa, Artvin, Mersin, Antalya, Kastamonu, Sakarya, Zonguldak ve Adana” olmak üzere sıralanmaktadır. 

Özellikle İran’dan gelen düşük kaliteli ve ucuz kivi girişleri yerli üreticileri maddi, manevi sıkıntıya sokuyor. Türkiye kivi ile ilgili “2013 yılında 606 bin 606 dolarlık ihracata karşılık 2 milyon 777 bin 616 dolarlık ithalat yapmıştır. Bu ithalatın 1 milyon 890 bin 750 doları (toplam ithalatın yüzde 68,1’i) İran, 779 bin 6 doları (yüzde 28,05) Şili kaynaklıdır.” 

Ekonomi Bakanlığı, kivi ithalatında gözetim uygulanmasını öngören tebliği 5 Kasım 2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre Birim gümrük kıymeti ton başına 700 doların altında olan kivinin ithalatı, gözetim belgesi ile gerçekleştirildi. Ve bunun yerli üretimi koruyacağı varsayıldı.
 
Türkiye'de yılda 70 bin ton kivi tüketiliyor. Bunun 40 bin tonu ülkemizde yetiştirilirken, kalan 30 bin ton kivi ithal ediliyor. Geliştirilen projeler ve sağlanan hibe programları sayesinde Türkiye'nin kendi kivisini kendisi karşılaması amaçlanıyor.
 
Ülkemizde Yalova, Ordu ve Rize sırası ile en çok kivi üretilen illerdir. Yalova ve Rize’de kivi dikilebilecek ekonomik değerde alanlar hemen hemen kalmamıştır. Ancak Ordu’da kivi dikilebilecek arazi oldukça fazladır. Ve bu arazilere kivi dikildiğinde Ordu Türkiye kivi üretiminde de lider konumuna gelecektir.
 
Geçen yılın verilerine göre yaklaşık yıllık 6.070 ton kivi üretilmiştir. Bugün rekolte nedir sorusunun cevabı ise, ancak TUİK tarafından gelecek yıllarda açıklanacak veriyle ortaya çıkacaktır yani  “bekle gör” durumundadır. Fındığı vuran don kiviyi de vurdu. Piyasada doğal olarak kivi fiyatlarında da bir artış oldu ve de olacaktır. Hele son yıllarda sağlık haberlerinde medyada yer alan haberler ve nihai tüketicinin bilgi edinmesi arz talep dengesinde üreticinin yüzünü güldürecek niteliktedir. Ordu Kivi Üreticileri Birliği; 2014 yılı sezonunda 1 kgr, 80gr ve üzeri Kivi 2.80 TL (İki lira Seksen Kuruş), 60gr ila 80gr arası ise 1.70krş (Bir lira Yetmiş Kuruş) üzerinden olmak üzere toplam 105 ton kivi satışı gerçekleştirmiştir. Gönlüm arzu ederdi ki, birliğimiz entegre tesisi(soğuk hava deposu, tasnif makinesi ve paketlemesi, markası) olan ve İNOVASYON ile ARGE’ye yönelen bir çiftçi örgütü olsun!  
 
Diğer taraftan İlimizde kiviyi alıp satan güçlü bir tüccar grubunun olmaması da düşündürücüdür. Alıcıların tamamı dışarıdan! Özellikle de İstanbul, bursa, mersin ve İzmir den gelmektedir. Ya da üretici bizzat ürününü o alıcıların ayağına götürmekte veya bahçesinde gezdirerek(bahçe kapama)  toptan fiyatla satış yapmaktadır. Burada acı olan bir diğer gerçekte üreticinin hem birlik üyesi olması hem de birlik kanalıyla ürününü satmamasıdır. Piyasada kivi fiyatları düşük olduğunda birlik arayışı içinde olan üretici tersi söz konusu olduğunda tüccar, tüccar dolaşmaktadır. Üreticinin bu kısa vadeli yaklaşım şekli, kendisi ve birliği adına uzun soluklu iş planlarının yapılamamasına, kendi ve kurduğu birliği zora sokmasına neden olmaktadır. 
Ülkemizde, özellikle ilimizde ciddi anlamda kurumsal yapıya sahip üretici birliği bulunmamaktadır. Ve var olan üretici örgütleri arasında gerek il geneli gerekse bölge ve ülke ölçeğinde bir koordinasyon ya da işbirliği yoktur. Kaldı ki Ordu ilimizde ilçelerde kurulu olan GÜLYALI KİVİ ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ 05.04.2010 tarihinde, PERŞEMBE KİVİ ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ 01.02.2011 tarihinde üyeleri tarafından kapatılmıştır. Bugün ORDU KİVİ ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ çeşitli projelerle inadına varlığını sürdürmek için savaşmaktadır. Başta tüccar grubu olmak üzere üreticinin kendisi de birliğini adeta yabancı olarak görmekte ve düşmanca davranmaktadır. Hâlbuki üretim kadar önemli olan da satabilmektir. Hatta katma değer üretecek şekilde pazarlayabilmek, tanıta bilmek, gerek iç gerekse dış pazarlarda, pazar payını artırabilmek ve ürün çeşitliliği ile inovasyon yapmak asıl işi olmalıdır. Üreticinin kendi tesislerine sahip olabilmesi ve kendi evlatlarına, torunlarına iş sahası oluşturabilmesi gerekir. En önemlisi de kârlarını ve haklarını en iyi şekilde elde edebilmesini bilmelidir. Aksi halde üretim maliyetleri altında satışlara devam ederken, haklarını elde etmede de bir arpa boyu yol alamayacaktır. Bu dağınıklığın ve zayıf duruşun ortadan kaldırılması adına üreticilerin bir araya gelip, daha geniş ve tek bir çatı altında toplanması yeni bir açılım yapması çok ama çok önemlidir.
2007 yılında DPT ve Japonya işbirliği ile Japonya JICA ‘da, JA: (Japon Agricultural Cooperative) eğitim aldığım dönemde, Japonya’daki Çiftçi örgütü olan JA kooperatifinin; PTT, Kargo, Uçak ve Petrol istasyonu ile banka sahibi olan çok güçlü bir çiftçi örgütü olduğunu gördüm. Ve örnek almamız gerektiğini açıkça belirtmek isterim. Ayrıca Japonya’da Belediyenin tarım ile ilgili birimi bulunmakta ve halka daha iyi hizmet verebilmek amacıyla JA ile aynı binada çalışmakta, ortak projeler yürütmektedir. Umarım bizde de bu yapıya doğru bir gidiş olur. Üreticilerin halen var olan bu yapıyla belinin doğrulması ve milletin efendisi olması pek mümkün görünmüyor.. Ne yapılmalıdır? Bu noktada iki farklı kurumu ele almak isterim. Birincisi Tarım ve Kredi Kooperatifleri ikincisi ise Ziraat odalarıdır. Acil olarak; Tarım ve Kredi Kooperatifleri veya Ziraat odaları Birliği yatay ve dikey yönetim modeline geçmeli, ürünler bazında birimler oluşturmalı, yasal alt yapıyı oluşturup çiftçilere hak ettiği, kâr ettiği ortamı ve geleceği sağlamalıdır. Bunun için de JA modelini kopyalamalıdır. Bu modelle çiftçi örgütlerindeki çok çeşitlilik(kooperatif, birlik, ziraat odası) ve işe yaramaz yapılardan(şimdiki halleriyle; Birlik ve Ziraat Odası!) kurtulmak gerekir. Yıllarca üyelerine serbest piyasada var olan ücretle; gübre, ilaç, alet vs. satan Ziraat odalarının artık evrimleşmesi gerekmektedir. Üretici zaten üretiyor! Kalite vb tartışılır. Ama ürettiğini pazarlayamıyor. Sanayileştiremiyor, İnovasyona gidemiyor, AR-GE oluşturamıyor. Çünkü bunun için ne bilgisi ne de ekonomik kaynağı bulunuyor. Bu görevi ziraat odaları üstlenmelidir. Artık ziraat odaları revize edilmelidir. Tüzükleri değişmeli, kendi üyeleriyle ortaklık sağlayıcı xxx A.Ş adlı şirketlerini kurarak üreticilerin ürünlerini, ham, yarı mamul, mamul vb. şekilde satabilmelidir. Diğer taraftan neredeyse her il ve ilçede bulunan ziraat odaları, Üretici satış mağazaları zinciri oluşturarak men şeyi belli, güven sunan, Köylüden Halka ve aracısız Direk Satış yapabilmelidir. Ve belediyelerden özel yer tahsisleri olabilmelidir. Var olan hal kanunu doğrultusunda ülke geneli kaç üretici birliğinin halde yer alabildiğini de sormamız gerekir! Hallerde işler adeta hal mafyası usulü ile yürüyor... Üreticilerin buralara girmesi öyle kolay değil ve de gireceği de yok.. Ayrıca “Serbest Piyasa” da bir avuç tüccar ve ihracatçı Türk çiftçisinin kaderini belirlemektedir. Hem de acımasızca ve yeri geldiğinde ülke menfaatlerini de hiçe sayarak. Her şey onların insafına bırakılmış durumdadır. Üreticiler örgütsüz olduğu için de, ürününe sahip çıkamamaktadır. Bu nedenle de piyasaya müdahale etmeleri çok ama çok zordur.  Acilen çiftçilerimizi kurtarmalıyız. Japonya’da olduğu gibi belediyelerde artık tarımsal, hayvansal ürünler ve çiftçilerle ilgili yasal alt yapıya sahip olarak çiftçinin yanın da yerini almalıdır. Çiftçiyi vergilerini ödeyen gelir kapısı olmaktan çıkartmamalı ama çiftçiyi yerel yönetimlerin iş ortağı şeklinde görmeli ve ona göre davranmalıdır. İlimizde Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi bünyesinde Tarım ve Hayvancılık ile Turizm alanında meclis kurulmalı hiç olmazsa komisyonlar oluşturularak stratejik çalışmalar yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Ordu bu iki alanda başarı sağlayarak ekonomik döngüyü tamamlamak zorundadır. Aksi halde adı büyük ama kendi küçük ölçekli il olmak durumunda kalacaktır.
Ordu Büyük Şehir Belediyesi, Bütçesini çiftçiyi ve çiftçi kuruluşlarını destekleyecek şekilde oluşturabilmelidir. Yani çiftçiden ve çiftçi kuruluşlarından aldığı vergiyi yine kendilerine aktaran bir modeli geliştirebilmelidir. Bu ülkemizde sistemsel sorundur. ve Kanun sal alt yapı çalışması gerekmektedir.  
Günümüzde Marka ve imaj olmazlardandır. Ordu’da yetiştirilen kivi  “Ordu Kivisi” imajıyla, çok iyi bir şekilde piyasada kabullenilmiş durumdadır. Ve doğru bir vizyondur. Çünkü “Ordu Kivisi” gerek aroması, gerekse Ordu ilinin verimliliği açısından bir markadır. Özelde “Ordu Kivisi” genelde ise “ Türk Kivisi” imajı ve markasıyla, derinliği olan ve rekabet gerektiren piyasalara girip, daha ciddi kazançlar elde etmenin projeleri üzerinde birlik olarak kıt, hatta olmayan kaynaklar ile çalışmaktayız.
 
Kiviye dair üretim ve yatırım yapılırken mevcut sorunların giderilmesinde ve yıllar itibariyle yapısal, yasal ve üretim-tüketim başlıklarından gelen sorunlar birikmekte ve çözümü için acil eylem planlarına ihtiyaç duymaktayız.
 
Kiviye geleneksel ürünlerimiz olan fındık ve çaya alternatif gözüyle bakmak ya da böyle lanse etmek yanlıştır. Fındık ve çay belli rakımlardan sonra olmaz ise olmaz ürünlerimizdir. Kivi, ek gelir kalemi olarak ele alınmalıdır. Unutmamalıdır ki, kivinin bitkisel özellikleri: Sarılıcı, tırmanıcı, yaprağını döken, çok yıllık bir bitkidir. Kivi yetiştiriciliğinin yapılabileceği alanlar kışları ılık, yazları sıcak ve nemli yörelerdir. Baharda tomurcukların sürmesi ile birlikte oluşan genç sürgünler dona karşı çok hassastır. Kivi, derin ve süzek olan, kireçli olmayan topraklarda iyi sonuç verir. Ph'sı 5,5-7,6 olan topraklarda iyi yetişir. Kivi için toprak ne kadar önemli ise su ve rakım da o kadar önemlidir. Sahada yapılan ölçümlere göre bir kivi bitkisinden yaşına bağlı olarak yaklaşık 7 ile 10kg budama atığı (kuru olarak) çıkıyor. Kivi her yıl iki kez budanması gereken bir meyvedir, budanmadığı zaman önemli ölçüde verim kaybı olmaktadır. Bir dekar kivi bahçesinde ortalama 50 adet ağaç bulunur. Ağaç başına 8 kg budama atığı alındığı düşünüldüğünde ise toplam atık miktarının 5.040 ton olduğu görülür. İlimiz ve diğer bölgelerde kivi bahçeleri genellikle düzenli ve bakımlıdır. Genel olarak ta düze yakın arazilerde kurulmuşlardır. Bu nedenle budandıktan sonra çıkan atıklar da toplanarak uygun yerlere yığılır, çürümeye bırakılır, bazen de yakılarak imha edilir. Dolayısıyla bu atıkların toplanmasında fazla bir kayıp söz konusu değildir. Ama yine de bazı kayıpları hesaba katarak kullanım oranı itibariyle yaklaşık 4.000 ton katı yakıta dönüşebilen atık olacağı ortadadır. Yılmak yok çiftçiliğe devam" dedi…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ekonomi Haberleri