SUS VE DUR

 
 
            Varlıkların canlılığı, tek ve çok yönlü ilişkiler sonrasında gösterdiği ruhsal ve maddesel tepkilerle ölçülür. Tepkinin derecesi, ilişki ve temasın şiddeti, amaç ve hedefi, yaratılan ortamda oluşacak maddi ve manevi getiri-götürünün canlıda yaratacağı bireysel ve toplumsal etkiyle doğru orantılıdır. Tepki, ilişki sonuçlarına yanıt olabilecek ve önleyebilecek etkili, canlı ve karşılayıcı ögeler içeriyorsa, varlık da o ölçüde canlıdır, güçlüdür…
 
            Temelde, Devletler ve ülkeler yaşayan Sosyal, Siyasal, Ekonomik ve Kültürel organların bileşkesinden oluşan tüzel kişilik olsa da, canlı bir organizma gibi sürekli bir devinim ve gelişme içindedir.
 
            Bu yapı her türlü iç ve dış etki karşısında kendini korumak için çeşitli yollar ve biçimlerle tepkisini göstererek varlığını sürdürür. Ancak bu tüzel yapılarda yaralanma, zayıflama, erime ve çözülme anlarında, varlığına yönelik tehlikelere karşı yeterli direnci göstermede, kendini koruyacak tepkileri önlemede yetersizliğe düşeceğinden, gerekli tepkiyi veremez ve sona doğru yolculuğu hız kazanabilir.
 
            Türkiye son yıllarda içine düşürüldüğü durumda derin yaralanmalar, çözülmeler ve giderek dönülmesi oldukça zorlaşan erime dönemi yaşıyor. Kuruluş gerekçe, felsefe ve amacına yönelik iç ve dış saldırılara karşı zamanında yeterli tepkiyi veremiyor, kimi gelişmelerde de gerekli direnci gösteremiyor.
 
            Aynı tepkisizlik ve sosyal yitim toplum hayatımızda da yaşanıyor. Yaratılan ortamda, korkunun bireylerden kitlelere taşınmış olması, toplumun sorunlar karşısında çözüm için bir araya gelmesi, güçlü sosyal örgütler oluşturması zorlaştı, adeta baştan engellenmiş oldu.
 
            En kolay yönetim örgütsüz toplumları yönetmektir. Ancak en tehlikeli sonuçlar da, örgütsüz toplumların ilkesiz ve sınırsız tepki ve eylemlerinden doğar.
 
            Türkiye hem Tüzel kişilik, hem de yurttaş bazında sıkıntılı ve antidemokratik bir dönemden geçiyor. Özellikle son on yılda yaşadıklarımız dudak uçuklatan olay ve gelişmelerle dolu geçti, olumsuzlukların sonu gelecek gibi de görünmüyor. Her olay sonrasın azarlamalara maruz kalıyoruz; birileri Devlet’e ve topluma “Sus ve Dur” diyor, hak arama yollarımızın önü kesiliyor…
 
            Son yıllarda yaşadığımız olumsuzlukları, kronolojik sıralamaya bakmadan listeleyelim, ”Sus ve Dur” tehdidinin arkasında ne yatıyor, buna karşı ne yapmamız gerektiğini düşünelim:
 
            1 Mart 2003 Meclis direnişiyle karşılaşan kendini Dünya Patronu sananlar boş durmadı ve hiçbir tepkiyle karşılaşmadan Irak’ta görevle askerlerimizin başına çuval geçirdiler.
 
            Devlete birileri Sus ve Dur derken, Devletimizde halkımıza Sus ve Dur dedi!
 
            Tezkere reddiyle kesin ilişkili olarak, kumpaslar kurulup T.C. Ordusunun üst komuta kademesinin, aydınların, bilim adamlarının, Milletvekillerinin, Gazetecilerin zindanlara doldurulması ve ‘Benim Mahkemelerimde(!)’ ‘Benim Hâkimlerim(!)’ tarafından hukuk dışı uygulamalarla yargılanıp, uzun yıllara dayanan hapis cezaları verilmesi karşısında tepki verenlere, bu ülkeyi yönetenler dediler ki:
 
            Sus ve Dur!
 
            PKK Terörü can alıp can yakarken, Askeri güçlerimiz, sınır ötesinde terörist peşinde koşarken, uzak bir azarla Irak topraklarından apar topar geri çekiliyor. Dünya ağası egemen güç ne demiş olabilir Hükümetimize ve bize:
 
            Sus ve Dur!
 
            Yurt içi ve Yurt dışında, Türk Bayrakları gönderden indirilip yere atılırken, birileri oy ve makam ihtirasıyla, iç ve dış korkularla halkımıza diyor ki:
 
            Sus ve Dur!
 
            Demokratik ve İnsani talepleri için meydanlara çıkanları ‘Vatan Haini’ ilân edebilecek kadar gözleri kararan siyasetçiler, bu gösterileri provoke ederek, göstericilerin üzerine Gaz, Cop, tekme, tokatla giden maharetli ve yiğit(!) yöneticilerimiz, neredeyse Tank, Top, Tüfek, Uçakla gitme aşamasına geldiler. İnsanlarımız öldürüldü, sakat bırakıldı, kör edildi! Ne demiş olabilir bu aymaz ve İnsan Hakları düşmanı yöneticiler:
 
            Sus ve Dur!
 
 Yurt, Halk ve Hukuk yerine, makam ve serveti sevenler gözlerini karartıp, yumruklarını sıkarak bağırıyor kürsülerden halkımıza:
 
            Sus ve Dur!
 
            Uçak düşürülüyor, Pilotlar şehit ediliyor. Diyorlar ki:
 
            Sus ve Dur!
 
            Elçilik basılıyor, özel korumalar özel emirle anında teslim oluyorlar. Asker, Polis, Memur, İşçi, Şoför yüzden fazla yurttaşımız Dinci terör örgütü IŞİD’in elinde tutsak. Başbakan yazmayın diyor; ne demek istediği oldukça açık:
 
            Sus ve Dur!
 
            Sınırlar delik deşik. Sürüyle yabancı akıyor ülkeye ve bombalar patlıyor her yanda. Onlarca yurttaşımız patlatılan bombaların kurbanı oluyor. Yönetenler düşünemiyorlar bile ve diyorlar ki:
            Sus ve Dur!
 
            Yolsuzluk Hırsızlık almış başını gidiyor. Hırsızlar suçlarını örtmeye çalışıyorlar: cevap
 
            Sus ve Dur!
 
            İran, Başbakan Erdoğan’ı bir gün Otelde bekletiyor, Obama, elinde Beysbol sopasıyla telefonda tebligatlarda bulunuyor: Kulaklarda bir ses derinden derinden uğulduyor sanki:
 
            Suuus ve Duuur! Suuus ve Duuur! Suuus ve Duuur!
 
            Bağımsız bir Devlet, Egemen bir halk, Demokratik bir yönetimin olduğu söylenen bir ülkede bunlar olabilir mi? Bu ülkede Devlet mi cansız, halk mı cansız? Devlete ve bu ülkeye karşı yapılanlar, halka karşı yapılanlar asla affedilemez türden hakaretlerle dolu! Bu hakaretlere karşı Devletimizin, Hükümetlerimizin ve biz halkın cevabı ne? Tısss!
 
            Suskunluğun, her şeyi kabullenmenin, boyun eğmenin sonu, ölümdür, yok olmaktır!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.